Site Haritası
Takvim
ANKARA ADLİYESİ

KANAL KATILIM

KAYIP-KAÇAK BEDELİNİN TARİHİ

Faturalara yansıtılan kayıp-kaçak, perakende satış hizmet, psh sayaç okuma, iletim sistemi kullanım ve dağıtım bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesi, şeffaflık ve hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Elektriği fiyatlandırırken dağıtım sistemine giren enerjinin maliyetinin üzerine kârını koyarak fiyatlandırma yapması gerekirken, bunun aksine, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı da fatura etmesi hukuka açıkça aykırıdır. 5.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.05.2014 tarih, 2013/7-2454 Esas, 2014/679 Karar sayılı ilamında ; Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gidilmesinin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığını belirtilmiştir: “Kayıp-kaçak miktarı, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı göstermektedir. Yani kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. Davacı Kurum tarafından elektrik enerjisinin üretiminden, tüketicilere ulaştırılıncaya kadar oluşan elektrik eksikliği kayıp bedeli olarak; enerji nakil hatlarından çeşitli sebeplerle sayaçtan geçirilmeksizin, herhangi bir bedel ödemeden kullanılan elektrik bedeli de kaçak bedeli olarak diğer kullanıcı abonelere yansıtılmaktadır.
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasında, bu Kanun ile verilen görevleri yerine getirmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun kurulduğunu belirtmiş, aynı maddenin 2.fıkrasında ise; hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmiştir. Bu maddede de anlatılmak istenilen hususun 1 kw elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi vermediği açıktır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddeye dayanarak 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan

Elektrik Perakende Satış şirketleri savunmalarında ; Davacıların davasına dayanak yaptığı Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ve gerekse aynı hususta Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun verdiği kararlar. incelendiğinde, bu kararları tesis ederken işin teknik boyutunu, EPDK ve enerji dağıtım şirketlerinin konumu, görev ve yetkileri ile bağlı bulundukları mevzuat hükümlerini hatalı yorumlamıştır. Esasen HGK'nun kararı hukuki gerekçeler ve teknik açıklamalar bakımından oldukça zayıf bir karar olduğu gibi, Genel Kurul'un daha önce tesis ettiği benzer uyuşmazlıklarda verdiği kararlarla da çelişmektedir. Örneğin Türk Telekom'un telefon abonelerinden sabit ücret tahsili uygulamasına ilişkin HGK kararı (HGK 2010/13-406 E. 2010/503 K.) bu uyuşmazlıkla birebir ayni nitelikte olmasına rağmen genel kurul o davada tam aksine bir karar vererek, sabit ücret uygulamasının Elektronik Haberleşme Kanunu gereğince Telekomünikasyon Kurumu'nun yasaya dayanarak aldığı kurul kararlarına göre Türk Telekom A. Ş. tarafından abonelerden tahsilinin zorunlu olduğunu, kurul kararları değiştirilmediği veya yargı yerlerince iptal edilmediği sürece bu bedelin tahsilinin zorunluluk teşkil ettiğini, kurul kararlarına karşı yargıda iptal davası açılması gerektiğini, bu sebeple adli yargıda görülen davanın yürürlükteki mevzuat hükümleri gereğince reddinin gerekeceğini belirtmişti. Şimdi ise sadece kurumların ve tahsil edilen bedelin adı değişmiş olmasına rağmen (Telekomünikasyon Kurumu yerine EPDK, Elektronik Haberleşme Kanunu yerine Elektrik Piyasası Kanunu, Türk Telekom yerine dağıtım şirketleri, sabit yerine kayıp kaçak bedeli vs.) aynı uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulu bu kez tam aksi yönde karar vermiştir. Bu çelişki dahi Hukuk Genel Kurulu kararının yürürlükteki yasal düzenlemelere aykırılık teşkil ettiğini bariz bir şekilde göstermektedir.
Kayıp enerji bedeli tahsiline ilişkin düzenleme yapma, tarife belirleme yetki ve görevi 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu gereğince Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na aittir. Kayıp enerji bedelinin abonelerden tahsil edilmesi dağıtım şirketleri için mevzuat gereğince zorunludur. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 17/1 nolu maddesi gereğince "İLĞİLİ TÜZEL KİŞİLER KURUL TARAFINDAN ONAYLANAN TARİFELERİ UYGULAMAKLA YÜKÜMLÜDÜR."
Aynı yasanın 17/4 nolu maddesi gereğince "KURUL ONAYLI TARİFELERİN ŞARTLARI, BU TARİFELERE TABİ OLAN TÜM GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİ BAĞLAR." Dava konusu taleplerden dağıtım şirketlerinin sorumlu tutulması ancak ilgili mevzuatın değiştirilmesi veya iptali ile olabilir.
Elektrik dağıtım şirketlerinin tarife belirleme yetkisi olmadığı gibi, EPDK tarafından düzenlenen tarifeleri değiştirme, farklı uygulama ya da hiç uygulamama gibi bir yetkisi de bulunmamaktadır. Kanun, elektrik dağıtım şirketlerine böyle bir yetki vermemiştir. Kurul kararlarına aykırı işlem tesisi 6446 sayılı yasanın 16. Maddesinde lisans iptaline kadar giden yaptırımlara bağlanmıştır. Davacı, faturadaki kayıp enerji bedelinin kendisinden haksız yere tahsil edildiğini düşünüyorsa bu tarifeleri düzenleyen, onaylayan ve uygulanmasını denetleyen kurumlar aleyhine dava açmalı veya idari yargıya başvurarak ilgili mevzuatın(yönetmelik, kurul kararı vs.) iptalini istemeli idi. Müvekkil şirkete inisiyatif kullanma hak ve yetkisinin verilmediği bir konuda alacak talebi ile açılan davanın reddi gerekmektedir. Öte yandan Hukuk Genel Kurulu'nun bozma kararı, Yargıtay'ın 7. ve 13. Hukuk Dairelerinin aynı konuda elektrik dağıtım şirketleri lehine verdiği onama kararları ile de çelişki arz etmiştir. Konunun açıklığa kavuşması bakımından bir içtihat birliğine ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Hukuk Genel Kurulu'nun bozma kararına muhalif kalan üye hakimin karşı oy yazısındaki gerekçeler hukuki ve teknik ayrıntılar içermekte olup, dairelerin verdiği onama kararları ile tutarlık arz etmektedir. Gerçekten de Hukuk Genel Kurulu'nun kararı irdelendiğinde neden-sonuç ilişkisi kopuk, hukuki bir gerekçe içermeyen, yürürlükteki mevzuat hükümleri ile çelişki doğuran, işin teknik boyutu incelenmemiş ve hatalı değerlendirmeler üzerine bina edilmiş bir karar olduğu anlaşılacaktır. Kararın uygulama alanı bulması halinde ülkemizdeki tüm elektrik dağıtım şirketleri mevzuat gereği tahsil edip ilgili kamu hesaplarına aktarmakla yükümlü oldukları bedelleri kendileri ödemek durumunda kalacak ve sistem çökecektir, demektedirler.

Oysa; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/7-2454 E, 2014/679 K. sayılı kararı incelendiğinde: Öncelikle, hakem heyeti tarafından kayıp kaçak bedelinin iadesine karar verildiği; bu hakem heyeti kararına itiraz edildiği, Mahkemece itirazın reddine karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay özel daire tarafından iş bu davada bilirkişilerin iddia ettiği gerekçelerin aynası ile bozma kararı verildiği; Mahkemenin eski karada direnmesi üzerine de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; Yargıtay özel dairenin (ve dolayısıyla dosyamızdaki bilirkişilerin} gerekçelerini uygun bulmayarak yerel mahkeme kararının onanmasına karar verdiği açıkça görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun söz konusu kararında bilirkişilerin iddia ettiği konular şu şekilde değerlendirilmiştir:"4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 4.maddesinin 1.fikrasında, bu Kanun ile verilen görevleri yerine getirmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun kurulduğunu belirtmiş, aynı maddenin 2.fıkrasında ise; hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırma esas unsurları tespit etme görevi verilmiştir. Bu maddede de anlatılmak istenilen hususun 1 kw elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi vermediği açıktır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddeye dayanarak 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliği yayımlamış ve lisans sahibi şirketlerde bu tebliğe uygun olarak tüketiciden kayıp-kaçak bedeli adı altında bedel tahsil etmişlerdir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere tebliğin dayanağı olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 4.maddesinde, Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumuna sınırsız bir fiyat belirleme hak ve yetkisi verilmemiştir. Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır. Hem bu hal, parasını her halükarda tahsil eden davacı Kurumun çağın teknik gelişmelerine ayak uydurmasına engel olur, yani davacı kendi teknik alt ve üst yapısını yenileme ihtiyacı duymayacağı gibi; elektriği hırsızlamak suretiyle kullanan kişilere karşı önlem alma ve takip etmek için gerekli girişimlerde de bulunmasını engeller. Oysa ki, elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davacıya aittir. Bununla birlikte, tüketici olan vatandaşın faturalara yansıtılan kayıp kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, yani şeffaflık hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler esnasında bir kısım üyelerce, bozmanın yerinde olduğunu; bazı üyelerce de idarenin kaçak bedelini alamayacağını ancak kayıp bedelini alabileceğini, bu bakımdan kararın belirtilen değişik gerekçe ile bozulması gerektiğini ileri sürmüşler iseler de bu görüşler kurul çoğunluğu tarafından belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir. Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekir."
Danıştay 13. Dairesinin 31.03.2015 tarih ve 2011/689 Esas 2015/1260 Karar sayılı kararını dilekçemiz ekinde sunuyoruz. işbu kararda: " Tüketicilere elektrik sağlamaya yönelik hizmet sunumu sırasında teknik ve teknik olmayan nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve tamamen engellenmesine ve yok edilmesine imkan bulunmayan kayıp-kaçağın belli bir hedef doğrultusunda, giderek azaltılması için gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik özendirici ve teşvik edici uygulamalarla; kaliteli ve sürekli elektrik hizmetin temin için gerekli önlemleri almakla görevli bulunan davalı idarece elektrik üretim, iletim, dağıtım ve tedarikinde ortaya çıkan ve maliyetin bir parçası olan kayıp-kaçak bedelinin elektrik piyasası faaliyetlerinin düzgün yürütülmesini temin için tüketicilere eşit yansıtılmasına yönelik olarak ve üstün kamu yararı gözetilerek, anılan kanun ile verilen yetki ve görev sınırları içerisinde olmak üzere tesis edilen dava konusu düzenlemelerde ve davalı idare kararlarında anılan kamu hizmetinin gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır. " işbu karardan da anlaşılacağı üzere müvekkil şirket tarafından faturalandırma da yapılan tüm işlemler usul ve yasaya uygun yapılmıştır. Müvekkil şirket kanun, yönetmelik ve EPDK kararlarının ne fazlasını ne de eksiğini yapamaz. Mevzuat hangi hususlarda müvekkil şirkete yetki verdiyse onu yapabilir. Bu nedenle müvekkil şirket tarafından faturalarda tahakkuk ettirilen kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim bedeli, perakende satış hizmeti bedeli ve dağıtım bedeli usul ve yasaya uygundur. Müvekkil şirket tarafından yapılan tüm işlemler Elektrik Piyasası Kanunu, işbu kanuna göre çıkartılan Yönetmelik ve Tebliğler ile EPDK kararlarına uygun yapılmıştır. Dava dilekçesinde belirtilen Yargıtay kararları ise az yukarıda belirttiğimiz mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Yargıtay kendisini kanun koyucu yerine koyarak mevzuat hükümlerini nazara almamıştır. Yargıtayın işbu kararları içtihadı Birleştirme veya Kanun Yararına Bozma usulüyle ortadan kalkabilir. Bu nedenle mahkemeniz tarafından mer'i mevzuat hükümlerine göre değil de Yargıtay Kararlarına göre karar verilir ise telafisi güç durumlar ortaya çıkacaktır. Zaten Yargıtay kararlarında da muhalif şerhler mevcuttur. “ Demektedir.

Sonuç :

Enerji dağıtım sistemlerindeki kayıpları teknik ve teknik olmayan kayıplar olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Teknik kayıplar, bir dağıtım şebekesinin elektrikle ilgili özelliklerine bağlıyken, teknik olmayan kayıplar gerçekte tüketilen elektrik ve ölçülen elektrik tüketimi ya da faturalama tutarı arasındaki fark olarak tanımlanabilir. Teknik kayıplar iletkenlerde dağıtılan enerjiden ve gücün dağıtımı için kullanılan donanımdan kaynaklanmaktadır. Dağıtım şebekesinin niteliği, bakım durumu gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak artıp azalmakla birlikte, bu tür teknik kayıplar doğal fire olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle enerji birim maliyetlerinin hesaplanması sırasında teknik kayıpların maliyet unsurları içerisinde yer alması gerekmektedir. Dünyada % 4 - % 7 arasında bir teknik kayıp miktarı normal kabul edilmektedir. Ülkemizdeki teknik kayıp oranının % 5-7 seviyelerinde bulunduğu tahmin edilmekte, bu oranların ise dünya ortalamasına yakın olduğu görülmektedir. Teknik olmayan kayıplar ise daha çok tüketicilerle ilgili bir kavram olup genellikle kasıtlı şekilde kaçak enerji kullanımları sonucunda ortaya çıkmaktadır. Teknik olmayan kayıpların temel nedenleri kaçak elektrik kullanımı, eksik ölçümler ve hatalı sayaç okuma ya da faturalandırmada yapılan hatalar olarak sayılabilir. 2008 yılı itibariyle ülkemizdeki toplam tüketim içinde kayıp-kaçak oranı % 14,3 civarındadır. Yine aynı yıl itibariyle kayıp-kaçak açısından en iyi performansa sahip bölgeler arasında % 1,3 ile Denizli ve % 2,1 ile Karabük gelmektedir. Çok yüksek kayıp-kaçak oranına sahip olanlar arasında ise % 72,7 ile Mardin ve % 70,9 ile Şırnak sayılabilir. Kaybolan enerji Türkiye ortalamasında tüketime sunulan enerjinin %14,38’üne, tüketilen enerjinin ise % 16,6’sına karşılık gelmektedir. Bu oran % 7,3 ortalamaya sahip Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinden çok yüksektir.
Dağıtım düzeyindeki teknik kayıp oranlarının % 15 seviyelerine ulaştığı yılların olduğunu, dünya genelinde kabul edilebilir/makul kayıp oranının % 9 olduğunu iddia edilmektedir. Ancak bilimsel çalışmalar, OECD üyesi ülkelerinin ortalama kayıp kaçak oranın % 7,3 düzeyinde olduğunu göstermektedir.
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 03.03.2001 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, elektrik piyasasının düzenlenmesi görevi Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK’ya) verilmiştir. EPDK, kanunun verdiği yetkileri kullanarak yeni düzenlemeler yapmış, çeşitli yönetmelik, tebliğ ve kurul kararlarını yayınlamıştır. Bu bağlamda, elektrik faturalarının tahakkukunda kullanılan birim satış fiyatları ve tarifeler EPDK tarafından tespit edilmektedir. Dava konusu faturaların düzenlendiği dönemlerde ülke genelinde ulusal tarife uygulanmakta olup, 21 lisanslı dağıtım şirketince tüketicilere uygulanan perakende satışlara ilişkin fiyat tarifeleri aynıdır. Bölgeler arası kayıp kaçak farklılıkları ise enerji alım fiyatlarının farklı şekilde tespit edilmesi yoluyla dengelenmeye çalışılmıştır.
4628 sayılı kanunun 13. Maddesinde “Kurul onaylı tarifelerin hüküm ve şartları, bu tarifelere tabi olan tüm gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Bir gerçek veya tüzel kişinin tabi olduğu tarifede öngörülen ödemelerden herhangi birisini yapmaması halinde, söz konusu hizmetin durdurulmasını da içeren usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” Hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, ilgili mevzuata göre hazırlanarak Kurul tarafından onaylanan tarifelere uyulması zorunludur. Başka bir anlatımla elektrik faturalarının içerisinde yer alan unsurlar, 4628 sayılı Kanun uyarınca EPDK tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde oluşturularak, yine EPDK tarafından onaylanan tarife çerçevesinde belirlenmektedir. Olaya 4628 sayılı yasa ve ilgili alt mevzuat çerçevesinde bakıldığında, davacı şirketin uygulamasının mevzuata uygun olduğu söylenebilir.
Benzer dava dosyalarda da görüldüğü üzere EPDK tarafından davalı şirketler için 2011 yılında % 8,46, 2012 yılında ise % 8,07 oranında hedef kayıp kaçak oranı belirlendiği, bu oranların üzerindeki kayıp kaçakların perakende dağıtım şirketlerine zarar şeklinde yükleneceği görülmektedir.
Bu durumda kaçak elektrik kullanan kimselerden kaynaklanan zararların, abonelik sözleşmesiyle elektrik abonesi olan ve düzenli şekilde faturalarını ödeyen tüketicilere yansıtıldığı ortaya çıkmaktadır. Kaçak elektrik kullanan kimselerden kaynaklanan zararların, ödemelerini düzenli şekilde yapan ve kaçak kullanımı bulunmayan abonelerden tahsil edilmesinin de 6502 sayılı Kanunun ruhuyla ve hakkaniyetle bağdaşmayacağı aşikardır.
Esasen bir yandan tüketicinin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılarak, tüketiciye sağlanan hakların geliştirilmesine çalışılırken, bir yandan kanun gücünü kullanan otoriteler tarafından, kendisine verilen hizmetlerin karşılığı olmayan ek külfetlerin tüketiciye yüklenmesi birbiriyle çelişmektedir. Bu bağlamda, enerji sektörüyle ilgili mevzuat düzenlemelerinin özel kanun niteliği bulunan 6502 sayılı Kanuna aykırılık oluşturmayacak şekilde yapılması gerekmektedir.
Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında;
İletim ve dağıtım hatlarında ortaya çıkan teknik kayıpların, elektrik birim fiyatlarının belirlenmesi sırasında maliyet unsurlarına ilave edilerek, birim fiyat belirlenmesinde bir sakınca bulunmadığı, ancak dağıtım şirketlerince abonelere gönderilen faturalarda “kayıp kaçak bedeli” adı altında yer verilen turtaların, teknik kayıplardan ziyade kaçak kullanımlardan kaynaklanan zararların tüketiciye yansıtılması amacına matuf olduğu, bu şekilde ücret yansıtılmasının 6502 sayılı Kanunun amacıyla ve tüketicinin korunmasına yönelik düzenlemeleriyle bağdaşmadığı görülmektedir.
Ayrıca davalı kurum tarafından kayıp kaçak bedeli adı altında tahsil edilen tutarların haksız alındığı ve iadesi gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.05.2014 tarih, 2013/7-2454 E, 2014/679 K. Sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır.
Yine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 10.09.2014 tarih, 2014/11972 E., 2014/11633 K. Sayılı kararında kayıp kaçak bedeli, psh bedeli adı altında tahsil edilen tutarların haksız alındığı ve iadesi gerektiği ifade edilmiştir.
Yine Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 15.09.2014 tarih ve 2014/4592 E, 2014/11826 K. Sayılı, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2014/2159 E, 2014/10128 K. sayılı , Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2014/3055 E, 2014/10723 K. sayılı kararlarında benzer nitelikli karalar vermiştir.

Sonuç olarak Yerleşik Yargıtay Karalarına göre abonelerden kayıp - kaçak bedeli , dağıtım bedeli , sayaç okuma bedeli, parekende satış hizmeti bedeli ve iletim bedelinin elektrik abonelerinden tahsil edilemeyeceğidir.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret27952
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.83746.8648
Euro7.68057.7113
Hava Durumu
Saat